"West Side Story" Tek Kelimeyle Kusursuz

Broadway müzikalleri o kadar önemlidir ki Amerika'da; ünlü Hollywood oyuncuları bile "Bir gün hayalim bir Broadway müzikalinde oynamak" derler... Dünyaca meşhur oldukları halde gözlerini Broadway sahnesine dikmişlerdir. Çünkü biliyorlar ki bu müzikallerde oynayanlar hepsinden yetenekliler. Bu müzikallerin arasında en önemlilerinden "West Side Story"e gittim ve sizin için yazıya döktüm bu "Konser" pardon "Müzikal hikayemi" ;-)


Tüm müzikseverlere selamlar;

Bu yazımda bir müzikalden bahsetmek istiyorum. Çünkü çok şükür, dünya gözüyle bu müzikali izleyebildim. Efsanevi olan bir müzikal Türkiye'ye gelince kaçırmak istemedim. Zaten Cats, Jersey Boys gibi birçok efsanevi müzikali kaçırmışım. "West Side Story"yi kaçırsam kahrolurdum. Bu da öyle böyle bir müzikal değildi. Tüm zamanların bir numaralı müzikali seçilmiş. Tabii ki müzikalleri hiç takip etmediğimi sanmayın. 3 Baba Hasan, Todes, Ferhat İle Şirin, Immortal ve hatta en meşhurlarından Grease aklıma gelen müzikal hatıralarım...  İşte 04.03.2017 tarihinde bu müzikallere "Batı Yakasının Hikayesi" de eklendi.

"West Side Story" filminin bende yeri ayrıdır. Başta hayranı olduğum Michael Jackson'ın favori filmlerinden bir tanesi olduğu için küçükken bende merak uyandırmıştı. Hatta Michael Jackson'ın "Beat It" ve "Bad" kliplerinde bu müzikalden bayağı esinlenme var. Hatta müzikalde çok tekrar edilen repliklerden bir tanesi "Beat It" olduğu için Popun Kralının şarkıyı yazarken de filmden etkilendiğini düşünüyorum. Aslında filmin DVD'sini büyüdüğümde alana kadar tamamını izlememiştim.  Fakat parça parça klip olarak bazı sahnelerini görmüşlüğüm vardı. Hatta hiç unutmam; ben ortaokuldayken Çiğdem Tunç televizyon programında Melis Sökmen, Rüya Ersavcı, Ozan Orhon, Cenk Sökmen, Deniz Arcak, Kenan Doğulu gibi sanatçılarla beraber bu müzikali canlandırmıştı. Alelacele hazırlanmış o kareografiyi bile sevmiştim. Bana ilginç gelmişti. Yıllar sonra Facebook'ta bir arkadaş Erdal Çelik'in Çiğdem Tunç, Melis Sökmen gibi sanatçıların bulunduğu nostaljik bir klibini paylaştığında aklıma o "Batı Yakasının Hikayesi" parodisi gelmişti ve yorum olarak yazmıştım. Arkadaşlar bana inanmamıştı. Erdal Çelik bile "Asla Kenan Doğulu filan West Side Story'de rol almadı" diye onları desteklemişti ama benim şahidim olayı yaşayanlardan birisi olan Melis Sökmen'di. "Evet, o programda ben de vardım" diye yazarak benim hafızamın kendime oyun oynamadığını kanıtlamış olmuştu. Neyse, YouTube'dan gördüğüm parça parça West Side Story dans sahneleri bana yetmemişti. Filmin tamamını çok merak ediyordum. Filmin DVD'sini aldığımda gerçekten tıpkı MJ gibi benim için de hayatımın önemli filmlerinden birisi olmuştu. Özellikle "Prologue" şarkısı eşliğinde dans etmeyi hayal ediyordum. Hatta bu yüzden The Broadway Cover Cast'in "West Side Story / The Musical" ile "Musical Highlights" versiyonu CD'lerini de almıştım yıllar evvel... Bu CD olayına daha sonra tekrar değineceğim. O parmak şıklatmalar, havaya sıçramalar filan... Gerçekten tam Michael Jackson'lık hareketlerdi... Ayrıca bir ara sardığım "Glee" dizisinde de parodisini yapmışlardı. Bir de müzikale gittikten sonra iş yerinden arkadaşlarım hatırlattı: Seren Serengil ve Küçük Emrah bu filmin Türk filmi versiyonu "Yasak Sokaklar"da oynamışlardı. Hakikaten yaw. O film neydi öyle? :P

Neyse, geçmişi bırakıp günümüze dönelim. Müzikalin bende nasıl yer ettiğini anlatmaya çalıştım. Böylece neden kaçırmamam gerektiğini anlamış oldunuz. İlk off'umda müzikale gitmeliydim. Yoksa çok geç olabilirdi. Etkinlik Zorlu PSM Center'da gerçekleşecekti. Hatırlarsanız, 2016 yılının sonlarında Şebnem Ferah konseri vesilesiyle bu mekana gelmiştim ilk kez... O konserden önce bileti Zorlu Performans Sanatları Merkezinin web sitesinden çok rahat bir şekilde satın almıştım ve konser alanına girmek için i-phone'uma indirdiğim barkod yeterli olmuştu. Ama bu kez site direk Biletix'in web sitesine yönlendirdi. Ve Cumartesi dışında diğer günlere bilet satın alabiliyor olmama rağmen o gün için herhangi bir yer yoktu. Ben de soluğu Capacity'deki Biletix'te aldım. Gişecinin "Biletler tükendiği için satışa kapalıydı" demesinden çok korktum. Kendimi kötü habere hazırladım ve "Başka güne alırım artık" diye düşündüm. Çünkü Cumartesi olduğu için her hafta sonu tatil yapan insanlar müzikali izlemek için o günü seçeceklerdi. Çok şükür ki, birkaç yer kalmıştı. Hem de birinci kategoriden aldım. Gişeci saat 15:00'e mi, yoksa 20:00'ye mi bilet almak istediğimi sordu. O sırada saat 14:00'tü zaten ve çok trafik olduğunu Bakırköy'e giderken görmüştüm. Zaten trafik olmasa bile yetişmem imkansız gibi bir şeydi. "Yok, öğlenkine yetişemem. Akşamki olsun" dedim ve orkestra orta katından D3 koltuğunu seçtim. Hazır oradayken D&R'a gidip "Mirkelam Şarkıları" CD'sini aldım. Bu CD'den ayrı bir yazıda bahsedeceğim.

Akşam üstü henüz vakit yaklaşmadığı halde dayanamadım ve sabırsızlığım beni Zorlu AVM'ye getirdi. Hem gezmiş olacaktım, hem de içim rahatlamış olacaktı. New York Fries'ta yemek yedim. Melodi'den şekilli ama pahalı çikolatalar aldım. Çok güzeldi ama... Apple Store'un oradan geçerken farklı bir "Billie Jean" cover'ı duydum. "Vay be, her zamanki gibi önemli anılarımda karşıma Michael Jackson çıktı" dedim. Gerçekten de benim açımdan tarihi günlerimde Michael Jackson ya şarkı, ya cover, ya klip, ya fotoğraf, ya da yeni bir arşiv materyali olarak karşıma çıkar şansıma... Artık alışmıştım. O derece yani. Ama bu kez "Aaa bu versiyonu hiç duymamıştım. Hayret. Kim söylüyor acaba?" diye şaşırıp Shazam'ladım. Fakat bir türlü Shazam sonucu bulamıyordu. Hoparlörün yerini ararken sesin yukarıdan geldiğini duydum. O kadar güzel söyleniyordu ki, CD'den filan sanmıştım.  Sonradan anladım ki müzik setinden gelmiyordu. Canlı çalınıyor olmalıydı. Hemen yukarı çıktım. Şüphelendiğim gibi gerçekten de sokak sanatçıları tarafından canlı çalınıp söyleniyordu. Müzisyenlere de, vokalistlere de hayran kaldım. Türk oldukları halde yabancı bir grup gibi icra ediyorlardı. Daha sonra Pharrell Williams, Daft Punk, Bruno Mars, Justin Timberlake gibi benzer tarzdaki sanatçıların coverlarıyla devam ettiler. Çok kısa çektim kameraya. Eğer West Side Story'deki kamera çekimi yasağının bu kadar sıkı olacağını bilseydim daha çok çekip şarjımı ve belleğimi azaltırdım. Gerçekten de müzikaldeki denetim o kadar kuralcıydı ki, yasağı sadece 3 saniyeliğine Jets ve Sharks'ın danslarıyla çekiştikleri "Dance at the Gym"de bulanık bir kamera çekimi ve finaldeki selamda fotoğraf olarak delebilecektim. Bu kadar sahneye yakın olup çekim yapamamak beni bir yandan sinirlendirse de, öbür yandan da bu yasak dijital yaşamımı unutup müzikalin içine sokup müzikalden daha çok keyif aldırdığı için huzur içinde bırakacaktı.

Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ne indiğimde her adım başı görevliler güler yüzleriyle yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Giriş kapım A-G1'in önünde bile beni yönlendirmeye çalıştılar. Halbuki bulmuştum. Hürriyet gazeteleri rulo haline gelmiş gibi yapılan bir koltukta oturup bekledim. Oradan aldığım West Side Story kitapçığını inceledim. Ama sadece görselleri... Yazılara sadece kısaca göz attım. Daha sonra okumak üzere poşete koydum. Bir fotoğraf kabininde West Side Story logolu hatıra fotoğrafı çektirebiliyorduk. Ben de çektirmeden edemedim. Kapıların açıldığını hissedince hemen koltuğuma koştum. Kırmızı perdeler kapalıydı. Yaylı sesleri geliyordu. Orkestra müzikleri canlı çalacağı için prova yapıyordu. Aklıma Sertab Erener'in "Aslolan Aşktır" şarkısının başındaki prova sesleri geldi. Çünkü sesler aynı onun gibi çıkıyordu. Tabii ki Michael Jackson'ın "This is it" şarkısının orchestra version'u da aklıma gelmedi değil... Müzikal zamanı yaklaşıyordu. Biletix'te öğlen seat chart'ı incelediğimde sadece birkaç boş koltuk kalmıştı. Onlar da sonradan dolmuş olabilir. O birkaç koltuktan birisini ben almıştım zaten. O yüzden etrafta tek tük kişi olmasına şaşırdım. Koltuklar dolu olmalıydı. Bizim Türkler son dakikacı olduğu için müzikale birkaç dakika kala koltuklar doldu. Boş yer kalmadı. Ben birinci kategoride olduğum için sosyetik tiplerin arasında kaldım diyebilirim. Ama sanata değer veren en çok maalesef sosyeteler... Varoşlar kitap bile okumuyorlar. Küçümsemek istemiyorum cahil kesimi ama seçim sonuçları bile ülkemizin gidişatını gözler önüne seriyor. Yoksa ben de elit birisi değilim. Orta halliyim. Hatta kişisel olarak ortadan biraz aşağıda bile olabilirim ama sinemaya giderim, kitap okurum, müzik CD'lerini orijinal olarak alırım, konserleri izlerim. Zaten arkamda oturan gençlerden birisi "Sanata değer veren insanların arasında olmak çok güzel bir duygu" diyerek o anki hislerime tercüman oldu. Gençlerin çok eskiden kalma bir müzikale gösterdikleri ilgiye şaşırdım zaten. Arkadaki bonus kafa arkadaşına "Bak bir şarkı keşfettim No Doubt'tan... Don't speak; I know what you're saying. So please stop explaining" diye benim onun yaşından bile küçükken çıkan şarkıyı söylemeye başlayıp 90'lar nostaljisi yaptığında ilk yaşlılık hissim oluştu. Düşünün, ben 2005'te Rock'n Coke'a gittikten 1 gün sonra doğan bir bebek büyümüş de benim Rock'n Coke kritiklerimi okuyup o festivalde olmayı hayal etmiş. Sonra diğer konser yazılarımı da okumuş. YouTube'dan ulaşıp Rock'n Coke'la ilgili sorular sordu. Başka bir genç de web sitemin ziyaretçi defterine "90'lı yılların sonlarında ben küçükken TST Interactive vardı. Büyüdüm, çalışıyorum, hala var" diye yazmış. İzmir'de yürürken bir genç kız da "Pardon, siz Turgay Suat Tarcan mısınız?" diye beni durdurmuştu. Bu gibi şeyler beni gururlandırıyor. Bir yandan da yaşlı hissettiriyor ve zamanın bu kadar çabuk geçmesine inanamıyorum.

Neyse, West Side Story'ye dönelim. Ve müzikal başlamıştı. Doc'ı oynayan Dennis Holland, Lt. Shrank'ı oynayan Michael Scott, polis memuru Krupke'yi oynayan Kenn Christopher, Glad Hand'i oynayan Eric Rolland dışında herkes gencecikti. Özellikle de Bebek John'u oynayan Daniel Russell... İşte ikinci yaşlı hissedişim de bu şekilde oldu... Kendimi o kadar yaşlı hissettim ki, tekrar 20'li yaşlara dönmek için nelerimi vereceğimi hesapladım. Bütün oyuncular o kadar iyiydi ki, tek kelimeyle müzikal kusursuzdu. Yetenek fışkırıyorlardı. Adeta müzikal boyunca tüylerim diken diken, beynim heyecandan zonklayarak izledim. Hem bir yandan canlı söylüyorlar, bir yandan da hiç teklemeden, hiç şaşırmadan dans ediyorlardı. Ve bir kez bile detone olmadılar. Sahne dekorları, ışıkları ve arka planlar değiştikçe farklı atmosferlerde buluyorduk kendimizi... Hatta eve döndüğümde annemle babam müzikalin nasıl geçtiğini sorduklarında "Ben müzikale gitmedim. Az önce Amerika'dan döndüm" dedim. O derece yani... Mesela oyuncular beyazlar içinde belirip sahne bembeyaz olup gözümüzü aldığında cennette oluyorduk. Ama kan bu huzurlu ortamı bozup kırmızı ışıklar sahneyi cehenneme çeviriyordu. New York sokaklarında dolaşırken "Dance At The Gym" ile her yer rengarenk balo kulübüne dönebiliyordu. Ya da bir barda bulabiliyorduk kendimizi... Tony'yi oynayan Kevin Hack'e hayran kaldım diyebilirim. Sesi çok güçlüydü. Sevişme sahnesinde tek boxer'ıyla kaldığında iyi vücut yaptığını da gördük ve resmen mükemmeliyetini kıskandım. Gerçekten başarılı bir seçim... Seçmelerde Tony'yi oynaması için neden seçildiğini anlayabiliyorum. Ve sonra Maria'yı oyanayan Jenna Burns'ü gördüğümde ben de Tony gibi ona aşık oldum! Bu kadar güzel bir soprano ses olabilir mi? Normalde bu kadar güzel bir soprano ses şişman operacılardan çıkar. Ama o bir balerin zerafetine rağmen ses oktavıyla onları cebinden çıkarabilirdi. "I Feel Pretty" performansı da buna kanıt... Kevin Hack onun için "Tüm dünyadaki güzel seslerin tek kelimede bir araya gelişi; Maria Maria Maria" diye şarkı söylediğinde aklıma 3 adet Maria şarkısı daha geldi... Carlos Santana ve The Product G&B işbirliğiyle 90'lı yıllara damgasını vuran "Maria Maria" ile Ricky Martin ve Michael Jackson'ın birbirlerinden bağımsız "Maria" adlı şarkıları... Michael Jackson'ın "Maria"sının bir diğer adı da "You Were The Only One"...

Yalnız Porto Rikolular bana göre ya çok beyaz ya da çok zenciydi. Latin kökenli insanlar; evet, esmer oluyorlar ama Anxious'u oynayan Nahum McLean, Consuelo'yu oynayan Kelsey Elisabeth Holley ya da Moose'u oynayan A.J. Lockhart kadar kara da olmuyorlar. Irkçılık yaptığımı sanmayın. Zencileri severim. Bu yüzden Jenna Burns ya da Rosalia'yı oynayan Natalie Ballenger kadar da beyaz Porto Rikolu pek olmadığını eklemek istiyorum. Hele hele Chino'yu oynayan Julio Cataño-Yee'nin resmen gözleri çekikti yaw. Gerçi Maria filmdeki Natalie Wood da dahil olmak üzere hep bembeyaz kadınlar tarafından canlandırıldı nedense... Böyle Jennifer Lopez, Shakira, Thalia tarzı Latin bir kadın tarafından da canlandırılabilirdi bana göre... Ama böyle gelmiş, böyle de gidecek galiba... Jetler ve Köpekbalıkları çeteleri arasındaki ırkçı savaşı eleştirirken bir yandan da hem esas kızı, hem de esas oğlanı beyaz göstererek çaktırmadan kendileri de ırkçılık yapıyorlar sanki... Teresita'yı oynayan Lauren Soto, Francisca'yı oynayan Kayla Moniz, Margarita'yı oynayan Nikki Croker, Pepe'yi oynayan Cameron Mitchell Jackson, Bernardo'yu oynayan Waldemar Quinones-Villanueva ve belki de müzikalin sonunda en çok alkışı alan kişi olduğu için buna kendisi de şaşıran Anita'yı oynayan Keely Beirne ise tam bir Latin görünümlü sanatçılardı. Yine de hepsi üstün oyunculukları, kostümleri, aksanları ve danslarıyla bize Porto Rikolu olduklarına inandırdılar. Hele hele kızların renkli abiyeler içindeki "America" performanslarını görmeliydiniz. Rio karnavallarında gibi hissettirdiler bize... Filmde bu şarkıya erkekler de katılıyorlar ama müzikalde sadece kızlar söylüyor. Bu farklılık dışında filmde ne oluyorsa birebir müzikalde de sahneye aynısını yansıtmayı başardılar.

Broadway müzikalleri o kadar önemlidir ki Amerika'da; ünlü Hollywood oyuncuları bile "Bir gün hayalim bir Broadway müzikalinde oynamak" derler... Dünyaca meşhur oldukları halde gözlerini Broadway sahnesine dikmişlerdir. Çünkü biliyorlar ki bu müzikallerde oynayanlar hepsinden yetenekliler... On parmaklarında on marifet var... Çok zorlu seçmelerden geçiyorlar. Herkes kabul edilmiyor. Ne kadar şöhretli olursanız olun o çıtaya sizin de ulaşmanız lazım. O yüzden yazımda isminden bahsetmediğim Lance Hayes, Joe Bigelow, Ryan P.CYR, Logan Scott Mitchell, And Y Frank, Kyle Weiler, Lauren Guerra, Jill Gittleman, Carley Ingold, Veronica Fiaoni, Natalia Sanchez, Georgios Maniadis Metaxas, Jonathan Quigley, Kelly Methven ve Nick Raynor'ın isimlerini de anmak istiyorum. Sonuçta günümüzün ve geleceğin starları onlar... Hepsi genç oldukları için gelecekte çok iş yapacaklarına inanıyorum. Mesela Kelly şimdiden "Z: The Beginning of Everything" ve "High Maintenance" filmlerinde oynadı. Yılların aktörü Eric Rolland "The Men Who Built America", "The American West", "I Origins", "NASCAR: The Rise of American Speed", "American Genius", "The Perfect Murder" gibi yapımlarda kendisi gösteren saygın bir oyuncu... Dennis Holland zaten 2016 Cannes Film Festivali'nde de gösterilen "Concurrence", "Off the Rails", "Stardom", "Slapdash Vendetta"  ve "Lions" gibi yapımlarda oynayıp "Rope"daki performansıyla "en iyi aktör" ödülünü almış tescilli bir usta... "Peter Pan" oyununda da oynamış. Waldemar "Law & Order: Criminal Intent" dizisinde boy göstermişti. Michael Scott "One Life to Live", "Stella" ve "Proud"da oynamış. Kenn Christopher ise "Les Misèrables", "Catch Me If You Can" gibi belki de diğer West Side Story oyuncularına nazaran daha büyük yapımlarda rol almıştı. "Les Misèrables"ın müzikal versiyonunda Kevin de yer almıştı. Çok sevdiğim bir film olan "Into the Woods"un Broadway versiyonunda Cinderella'yı oynayan Jenna'dan gelecekte büyük Hollywood yapımlarında kendisini göstermesini bekliyorum. Daniel bile "The Price is Right", "Sonoran Living" ve "New Day" için kamera karşısına geçmiş. Tori Kelly, Jetty Road gibi şarkıcıların kliplerinde boy göstermiş. Müzikal kariyerlerine pek girmek istemedim. Çünkü bütün oyuncular The Addams Family'den Hairspray'e, Chicago'dan Hair'e, Singin’ in the Rain'den Mamma Mia!'ya, Cats'ten Footloose'a, The Wiz'den Little Mermaid'e kadar birçok bilindik Broadway gösterilerinde rol almış bir all-star kadro... Konuyu bildiğim halde sonlarda gözlerim yine yaşardı. Ayrıca tesadüfen tıpkı Tony'nin müzikalin sonlarında giydiği gibi yanıma kahverengi deri ceketimi almıştım. Bu rastlantıya çok sevindim günün anlam ve önemine uygun olduğu için...

Kısacası bu müzikal hazır Türkiye'deyken mutlaka izlemelisiniz. Hem güzel bir konser dinleyeceksiniz, hem harika bir tiyatro oyunu izleyeceksiniz, hem de adamakıllı bir dans show'u göreceksiniz. Eğer bu yazımı 18 Mart 2017'den önce okuyorsanız kaçırmayın, "Hemen gidin" derim. Ama artık bu yazı tıpkı Rock'n Coke kritiklerimi sonradan okuyan o kardeşimizin başına geldiği gibi nostaljik bir hatıra olduysa yapacak bir şey yok; ya yurt dışına gidip izleyeceksiniz ya da Türkiye'ye tekrar gelmesini ümit edeceksiniz. Umarım bu kadroyla DVD'si de çıkar da arşivime bir West Side Story anısı daha katarım. Zaten çıkışta West Side Story'nin rozetlerini, t-shirt'lerini, CD'lerini falan satıyorlardı. Zaten film DVD'si ve Glee versiyonu bende vardı. Ama iki müzik CD'si cover oldukları için beni çok tatmin etmemişti. O yüzden o stanttan hem Broadway versiyonu "The New Broadway Cast Recording" CD'sini, hem de filmin soundtrack albümü olan "The Original Sound Track Recording"i aldım. Böylece West Side Story müzik CD'si sayım 4'e çıktı. 4'ü de farklı versiyon... Bir de klasik müzik versiyonunu satıyorlardı ama "O da eksik kalsın" dedim... Bu yazıyı yazarken de arka arkaya 4'ünü de dinledim. Orijinalleri elimde olduğu için bende yıllardır bulunan 2 cover CD'leri de kulağıma hoş geldi. Hala etkisinden kurtulamadım diyebilirim. CD konusuna tekrar değineceğimi söylemiştim. Bu arada insanlar müzikalin DVD'sini çok sordular. Kadın "Hiç gelmedi" dedi ama dediğim gibi inşallah Kevin Hack ve Jenna Burns'lü kadronun DVD versiyonu da çıkar da alırız. Gerçi çıktığında Türkiye'ye gelir mi, onu bilemiyorum. Janet Jackson'ın "Unbreakable" albümünü bile Türkiye'deki D&R'ların raflarında görmekten aciziz.

Son olarak bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum. Bursa’nın İnegöl İlçesi yakınlarında, Ankara’daki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamasına giden Türk Metal-Sen üyesi işçileri taşıyan otobüsün devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 7 kadın hayatını kaybetmiş. Bunu duyduğumda çok üzüldüm. Onların yanında yakın zamanda hayatlarını kaybeden ünlü yönetmen Ayşe Ersayın, Kramp grubunun bas gitaristi Nezih Onur ve Kronik grubunun bateristi Ufuk Dinç'i de anmak istiyorum. Ayrıca Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesine, Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Bursaspor otobüsüne yapılan terör saldırılarını kınıyorum. Evet, kundaklama ve taraftar saldırısı olaylarını da terörle bir tutuyorum. Sanatçıya ve sporculara bu kadar değer veriliyor işte ülkede... Sporda kaybetmek de var, kazanmak da... Yüzünde morluklar olan Harun Tekin'le televizyoncu olduğum dönemlerde röportaj yapardım. Facebook hesabını kapatmadan evvel Facebook'tan da arkadaşımdı. Hepsine geçmiş olsun diliyorum. İnşallah bir aksilik çıkmazsa Ekim'de de Oz Büyücüsü'nün müzikaline gitmek istiyorum. Eğer gidersem benim için çok önemli olan bu müzikalden de geniş olarak bahsedeceğim... Görüşmek üzere!

SİZDEN!

...

Aykut BALCI yazdı

Özel Haber

Tanıtım

Big SES Big Fm'in Türkçe Web radyosu olarak yayınlarını Almanya'dan sürdürmektedir. Almanya'da gençlere yönelik yayınlar yapmaktadır. 

''Ünlü olmanın bana verdiği tek iyi şey restoranda iyi bir masa kapıyor olmam..''
DAVID BOWIE

Tarihte Bugün