Kral Olmak Dururken Kraliçe Olmayı Seçen Adamın Filmi

Bugün tarihlerden 7 Kasım 2018... Az önce hayatımda izlediğim en güzel müzikallerden birisi olan ve Queen'in vokalisti Freddie Mercury'nin hayatını konu alan "Bohemian Rhapsody"den çıktım. Ve belki de ilk kez yazmaya nereden başlayacağımı bilemiyorum. 


Normalde bir yazımı kafamda önceden kurgularım ama bu kez filmin bende yarattığı heyecandan dolayı doğaçlama yazmaya karar verdim. Çünkü "Bohemian Rhapsody" efsane olmaya aday ve %100 klasikleşecek bir film... Tam bir rock şöleni! Eğer rock sevmiyorsanız tercihiniz "Müslüm Baba" filminden yana olabilir (benim tarzım olmadığı için gitmeyeceğim), çünkü aksi halde overdoz rock müzikten kafanız şişebilir ama benim gibi rock'n roll ruhunu sevenler mutlaka bu filme gitmeli! Bugünlerde sinema salonları müzikseverleri ikiye ayırıyor zaten. Arabeskçiler "Müslüm Baba"ya, rockçılar ise "Bohemian Rhapsody"ye gidiyor.

Bildiğiniz gibi 1999 yılından beri yazılarımı www.tst.gen.tr adresinden okuyabiliyorsunuz. 4,5 yıldan beri ise müzik yazılarımı artık www.sadecemuzik.net sitesindeki köşemde yazıyorum. Sinema kritiklerime ise yaklaşık 1 yıldan beri www.sineanaliz.info bünyesinde devam ediyordum. Gerçi sinema kritiklerime biraz ara vermek zorunda kalmıştım. Çünkü taşınma evresinde olduğum için ne sinemaya gidecek, ne de yazacak vakit bulabiliyorum. Aslında bir süper kahraman filmi olan "Venom: Zehirli Öfke" filmine ve Türk filmi olduğu halde dünya standartlarında bir iş olan "İyi Oyun" filmine de gittim yakın zamanda... Fakat vakit bulamamaktan mıdır, nedir? İçimden bir şey yazmak gelmemişti. Ancak "Bohemian Rhapsody"yi mutlaka yazmak istedim. O yüzden araya sıkıştırdım. Fakat konu Mercury'nin biyografi filmi olunca yazımı "Sadece Müzik"teki köşemde yazmak istedim. Ancak "Sine Analiz" sitesindeki yazılarımı da takip etmenizi öneririm. Her ne kadar aksatsam da devam etmeye çalışacağım.



Freddie Mercury deyince aklınıza ne geliyor? Bir rock'n roll efsanesi olmasının yanında yanlış hayat tarzı nedeniyle AIDS kaptığından dolayı hayatını kaybeden ve bu hastalığı sayesinde milyarlara HIV virüsünü duyuran bir adam düşüyorsunuz, öyle değil mi? Ancak bu filme gittikten sonra ona bakış açınız değişecek ve her şeyden önce bir insan olduğunu göreceksiniz. Ve daha çok seveceksiniz. Belki de benim yaptığım gibi duygulanacaksınız. Ama her şeyden önce, özellikle uzun süren Live Aid konseri canlandırması nedeniyle kendinizi bir Queen konserine gitmiş de oradan çıkmış gibi hissedeceksiniz. Sakın bu filmi internetten ya da korsan DVD aracılığıyla izlemeye kalkmayın. Çünkü dev sinema perdesi ve devasa boyutta hoparlörler nedeniyle Queen şarkılarını bu kalitede evinizde dinlemeniz imkansız. Açıkçası çok dinlediğim bir grup olmasına rağmen Queen şarkılarını ilk kez dinliyormuş gibi hissettim. Tüylerim adeta diken diken oldu.

Freddie Mercury'yi Mısır kökenli Amerikalı aktör Rami Said Malek canlandırıyor. Daha geçen hafta onun oynadığı "Hız Tutkusu" adlı filmi Beyaz TV'den izlemiştim. Orta Doğu kökenli birisinin efsanevi sanatçıyı canlandırması akıllıca bir karar olmuş. Çünkü Mercury de Azeri ve Fars kökenliydi. Kısacası orijini İran'dı. Gerçek adı Farrokh Bulsara olan şarkıcı, Tanzanya'nın bir parçası olan Zanzibar adasında, o bölge henüz İngilizlerin yönetimi altındayken dünyaya gelmişti. Daha sonra Hindistan Bombay'daki St. Peter yatılı okuluna gönderilmişti. 17 yaşındayken ise İngiltere'ye taşındı ve hayatı değişti. Zaten filmde Queen'in kurulma evresini de göreceksiniz. Malek, kendisine dişlek bir yapı verince o kadar çok benzemiş ki Mercury'ye; "Müzede Bir Gece", "Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 2", Rihanna'nın da oynadığı "Battleship" gibi filmlerini bir anda unutup daha önceden izlemediğim bir oyuncuymuş gibi izletti kendisini... Filmin ilerleyen dakikalarında ise artık benim için o Rami Malek değil, Freddie Mercury'di. Normalde sanatçıların biyografi filmlerinde şarkıları oyuncular kendi sesleriyle söylerler. Malek ise playback yapmış. Gerçi bu doğru bir tercih olmuş, çünkü ne kadar taklit ederlerse etsinler kimse vokaliyle Mercury'nin yarattığı duyguyu yakalayamazdı. Bunun örneğini daha önceden "Selena" filminde de görmüştük. Jennifer Lopez kendisi de şarkı söyleyebildiği halde Selena Quintanilla Perez'in sesini kullanmıştı.

 



Filmde sadece Freddie Mercuy'nin öyküsünü değil; diğer Queen üyeleri Brian May, Roger Taylor ve John Deacon'ın da yaşadıklarını görüyoruz. Gwilym Lee, Ben Hardy ve Joseph Mazzello gerçekten grubun üyelerine çok benzemişler. Mercury'nin "Love of My Life" şarkısını yazdığı kadın sevgilisi Mary Austin'den (Lucy Boynton) tutun da hayatının son yıllarını beraber geçirdiği erkek sevgilisi Jim Hutton'a (Aaron McCusker) kadar özel hayatının kahramanlarını da filmde izleyebilirsiniz. Ayrıca seyircilerin katılması için bestelenen "We Will Rock You"dan filme adını veren "Bohemian Rhapsody"e kadar en bilinen Queen şarkılarının hikayelerine de seyirci kalabilirsiniz. Ben açıkçası "The Show Must Go On"un da hikayesinin filme yanıstılmasını isterdim. Çünkü hatırladığım kadarıyla bu şarkıyı Mercury, ölümcül bir hastalığa yakalandığını bildiği için grup arkadaşlarına "Şov devam etmeli" vasiyetinde bulunmak amacıyla yazmıştı. Şarkıyı duyuyorsunuz tabii ki ama kast kreditleri akarken... Ben tabii ki son ana kadar şarkıları dinlemek için salonu terk etmedim. Freddie Mercuy'nin gerçek videosunu da gösterdiler. Yazılar akarken birkaç Türk isim görürüm diye ümitlendim ama göremedim. Çünkü son zamanlarda Hollywood filmlerinin emeği geçenler bölümünde mutlaka birkaç Türk isim görüyorum. Örneğin "Venom"da Ümit Çalık ve Seda Yılmaz adlarını okumuştum.



Film zaten "Live Aid" konseri ile bitiyor. Kısacası "The Show Must Go On" şarkısının hikayesi de işlenseydi daha dokunaklı olurmuş ama dediğim gibi, film Mercury'nin ölüm tarihi 24 Kasım 1991'de değil, konserin gerçekleştiği 13 Temmuz 1985 tarihinde bitiyor. Konseri düzenleyen sanatçı Bob Geldof bile var filmde... Geldof'u Dermot Murphy canlandırıyor. Yani filmi zirvede bırakıyorlar. Freddie Mercury'nin solo macerasından sonra yeniden bir araya gelmek önce onlara tereddüt ettiriyor. Seyircinin 4 dinazor yerine Madonna'yı görmek isteyeceklerini düşünüyorlar. Fakat bildiğiniz gibi en bilinen performanslarına imza atıyorlar sonra... Bu arada içimde kalacak ama itiraf edeyim bari. Nedense ben küçükken bu konseri Kabe'de verilmiş sanardım. Seyircilerin ortasında teknik ekibin yer aldığı çadır gibi bir şey var ya? İşte ondan dolayı... Freddie Mercury, İranlı olduğundan dolayı burada konser vermek istediğini düşünürdüm. Ne salakça bir fikre kapılmışım. Tövbe tövbe. Konserden sonra Mercury'nin AIDS hastalığının etkisindeki son yıllarını ve ölümünü de gösterecekler sanmayın. Çünkü sadece sonundaki birkaç fotoğraf ile geçiştiriyorlar. Belki de iyi yaptılar. Çünkü o anları görseydik daha çok üzülecektik. Mercury'nin kan tükürdüğü sahneler ve hastanede AIDS hastalığının son evresinde olan hayranı ile minicik bir düet gibi bir şey yapması zaten içinize fenalık getirebilir. Fakat Tom Hanks'in "Philadelphia" filmi gibi acıklı bir süreç beklemeyin. Çünkü bu film grubun müzikal kimliğini ön plana çıkartmış. İyi de yapmışlar.



Bir Michael Jackson hayranı olarak Kraliçe'nin filminde Popun Kralının adının geçmesinden de memnunum. Freddie Mercury'ye ilk solo albüm teklifi geldiğinde örnek olarak Michael Jackson'ı gösteriyorlar. Tüm albüm satışlarının %4'ünün Jackson'a ait olduğunu söyleyip Mercury'yi teşvik ediyorlar. Sonra Freddie "Artık disko müzik yapmak istiyorum. İnsanlar kulüplerde bizim şarkılarımızla dans etmelerini istiyorum" diyerek "Another One Bites The Dust"ın yapılmasını sağlıyor. Zaten bu şarkının alt yapısını hep Billie Jean'e benzetmişimdir. O yıllarda herkes "Billie Jean"in etkisinde mutlaka bir şey yapmıştı. Örneğin Madonna o tarzda "Like a Virgin"i, Billy Ocean "Caribbean Queen (No More Love On The Run)"ı, Electric Light Orchestra "Don't Bring Me Down"ı, Barış Manço ise "Anahtar"ı yapmıştı. Queen'in "Billie Jean"i ise "Another One Bites The Dust"tı. Tabii ki Jackson'dan bahsedilince "Acaba düet çalışmalarına da yer verirler mi?" diye ümitlendim ama hüsrana uğradım. Çünkü göstermediler. Keşke bir Michael Jackson benzeri bulup bu düetlere de yer verselerdi. Örneğin "State Of Shock"ı Michael ilk olarak Freddie Mercury ile kaydetmişti fakat anlaşmazlık çıkınca şarkının Mick Jagger versiyonunu yayınlamak zorunda kalmıştı. Bu şarkının Freddie'li ilk versiyonunu merak ettiyseniz YouTube gibi platformlardan ulaşabilirsiniz. Yine bir Michael Jackson & Freddie Mercury düeti olan "There Must Be More To Life Than This" ise Mercury'nin 1985 tarihli "Mr. Bad Guy" adlı solo albümünde Michael'sız yer alsa da düet olarak ilk olarak 10 Kasım 2014'te Queen'in "Forever" albümünde yayınlanmıştı. Zaten bu albümden "Sadece Müzik" sitesindeki köşemdeki albüm kritiklerimden birinde bahsetmiştim. Aslında Michael Jackson ile ilgili de adam akıllı bir biyografi gelse çok iyi olur. Bazı televizyon kanallarının Michael Jackson benzeri impersonatarlarla yaptığı gayriresmî filmler var ama böyle şarkılarının çaldığı daha sağlam bir prodüksiyon görmek istiyor insan... Allah'tan kendi oynadığı "Moonwalker" ve "This Is It" var da müzikal serüvenini beyaz perdede görme şansı elde ettik.

Ve yine geldi anma köşemize... Bu yazımı "Bohemian Rhapsody" filminin kahramanı Freddie Mercury ve filmde konusu açıldığı için bahsettiğim Michael Jackson'ın yanı sıra geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Levent Tanman, Bill Gates ile birlikte Microsoft'u kuran Paul Gardner Allen, tanbur ve yaylı tanbur virtüözü Fahrettin Çimenli, ünlü fotoğrafçı Ara Güler, gazeteci Cemal Kaşıkçı, uçakta klip çekerken uçaktan düşüp ölen Kanadalı rapçi Jon James McMurray, uçağı düşen Leicester City takımının sahibi Vichai Srivaddhanaprabha, "O Ses Türkiye Çocuklar" yarışmacısı Nazar Nur Kaya, maçta hayatını kaybeden genç Fenerbahçe taraftarı Koray Şener, jazz trompetçisi Roy Hargrove, blues ve rock şarkıcısı Tony Joe White, "Star Trek" oyuncusu Celeste Yarnall ve "Days of Our Lives" dizisinin oyuncusu Peggy McCay'e adamak istiyorum.

SİZDEN!

SİZDEN!

SadeceMuzik.Net ekibi olarak yepyeni bir proje ile takipçilerimize yepyeni bir imkan sunuyoruz. 

Sayfamızdaki yeni projemiz „SİZDEN!“ bölümü ile SadeceMuzik.Net dünyası artık daha interaktif, daha eğlenceli ve SİZDEN olacak !!

Albüm

 
Lady Gaga ve Bradley Cooper’ın başrolde oynadıkları “A Star is Born” adlı film aslında 1937 yılında yayınlanan ve aynı ismi taşıyan filmin günümüze uyarlanmış hali olarak karşımıza çıkıyor. 

Galeri Haber

Kimi bir kazada, kimi aşırı dozda uyuşturucunun etkisinden, kimi ise bir saldırı sonucunda yaşamına veda etti. Hepsinin ortak noktası genç olmasıydı. Birbirinden başarılı ama genç yaşta ölen yabancı şarkıcıları sizin için kaleme aldık...

Özel Haber

Umut E. ERKİ yazdı

''Geleceğin zenci Madonna'sı olmak istiyorum.''
RIHANNA

Teknoloji

Gücü her geçen gün artan sosyal medya, özellikle ünlüler ve sevenleri arasında cok büyük bir köprü kurmuş bulunmakta.

Magazin

Los Angeles merkezli Buzznet isimli internet sitesinin gerçekleştirdiği ‘dünyanın en güzel kadını’ oylaması sonuçlandı.

Tarihte Bugün

İçeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sunmak ve trafiği analiz etmek için çerezler kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız Çerez Politikası.